Fatih Şaşmaz

Fatih Şaşmaz

DERİNLERDEKİ DÜŞMAN


İyi olmak, belki de bazen gösterdiğimiz bir özelliğimiz değil, kendimizi gizlemek için kullandığımız bir yöntemdir. Her insan hayatında karşılaşır bu tip insanlarla ya da yöntemlerle. Diğer bir ifade ile iyi niyetinizin bir şekilde suiistimal edilişidir. İnsana özgü olarak bilinen bu tip özellikler aslında doğada farklı şekillerde karşılaştığımız durumlarında benzerleridir. Doğal yaşamında bir parçası olarak kabul ettiğimiz devlet ve tiplerinin de bir takım özellikleri ve politikaları muhakkak ki vardır ve her zaman olmalıdır. Ülkeler politikalarını oluştururken kategorize ederler ve her kategorinin çok değişik fikirler üzerinden üretilen politikaları olması gerekir. Bir ülke ürettiği politikaları gereği sistemde ya aktif ya da pasif olarak değerlendirilir. Bu gün dünya üzerinde ülkeleri ve ya devletleri büyük yapan temel dinamikler vardır. İşte bu temel dinamikler ülkeleri aktif ya da pasif konumda tutar. 
Bunun en tipik örneği ABD’dir. Bu gün dünya üzerinde hatırı sayılır bir kapital sermayeye hükmeden ve bunun sonucunda sürekli gelişen sanayisin yanı sıra, bilimde ve daha birçok sektörde de en ön sıralarda bulunan bu ülke, çok iyi görünen ve kamufle olan sıkı bir düşmandır. Hemen her başkanın döneminde benzer politikalar izleyerek bu gün dünya üzerindeki konumlarına ulaşmışlardır. Geçmiş yıllarında Marshall yardımlarıyla başlayıp bu gün ise ülkemizi tehdit eden terör örgütlerine silah yardımında bulunan bu ülke dünya üzerinde görülmemiş bir güce kavuşmaktadır. Nasıl insanların zaafları var ise devletlerin ya da gruplarında bir takım zaafları vardır ve bu zaaflar başka kişilerce kullanılır ki bunun başında da Amerika gelmektedir. Daha önceleri kominizim, sosyalizm gibi ideolojilerin olumsuz yanlarını büyük bir propaganda yürüterek kullanmış ve bunun karşısında oluşan gruplara silah satarak para kazanıp daha sonrada bu insanları kullanmıştır. Çoğu zaman bu tip grupların toprak kazanma hırsını gören Amerika gibi ülkeler onlarla illegal müttefik olma yolunu bile tercih etmişlerdir. Bunun son örneğini ise bu gün Suriye’de yaşıyoruz.
2010 yılından bu yana Suriye’de süren iç savaşta artık gelinen noktada kim kiminle neden savaşıyor bilinmez bir hal aldı. Alabildiğine ayrı ayrı savaş taburları, Amerika, Rusya, Türkiye, İran ve hatta son olarak Çin bile bende varım dedi. Amerika YPG, PKK, YPJ ve DAEŞ ile Türkiye ÖSO ile Rusya ÖSO ve zaman zaman Suriye ordusu ile ve daha bilinmeyen çok farklı birliktelikler Suriye topraklarında kol gezmekte ve olan yine masum insanlara olmaktadır. 
Bölgede etnik unsurların çok sayıda olması, toprak bütünlüğünün zedelenmesine, iyi bir anlaşma zeminin oluşturulamamasına sebep olurken, aynı zamanda değişik ortaklıklara da zemin hazırlamaktadır. Bölgeyi iyi tanıyan ve analiz eden ülkeler burada oluşan guruplardan nemalanmasını bileceklerdir. Bölgede daha çok rantiye devlet teorisini bilen ve kime nasıl yanaşacağını kestirebilecek ülkeler ziyadesi ile ihya olacaktır. Çünkü bölge halkının büyük bir kısmı devlet eli ile beslenmeye alışkın ve değerli mal karşılığında saf değiştirebilecek bir karaktere sahiptir. Bölge için en değerli şey silah ve para olduğu için, burada en öne çıkan ülke sırası ile Amerika, Rusya ve son sırada ise Türkiye olacaktır. Belki birçoğunuz bana kızabilir Türkiye neden sonda diye ama maalesef ki böyle. Biz bu sıralama son sıradayız. Çünkü bir nebze silah olsa bile bu durum için ayırabileceğimiz ekonomik bütçemiz sınırlı bir seviyede. Ancak ne Amerika nede Rusya’nın bu konuda bir sınırı yok, ya da bizden daha fazla limitleri var. Dolayısı ile bu güç onları sahada daha etkin ve aktif bir pozisyona getiriyor.
Amerika bu nüfuzlu gücünü kullanarak, kilometrelerce uzaktan asker getirmek yerine, mevcut insanları kullanıp onlar ile bir ordu kurmayı tercih etti. Aslında bu yol onlar için daha ekonomik bir seçim. Diğer türlü getireceği onlarca askerin bölgedeki lojistiği bile çok büyük rakamlara denk gelirdi. Ancak şimdi sadece para ve silah vererek bu işi halletmiş oldu ve artık burada hatırı sayılır bir orduya sahip. Bütün bunlar bir gecede verilmiş bir karar değil, yıllarca üzerinde düşünülmüş ve sırasıyla uygulanmış kararlardır. 
Türkiye Cumhuriyeti olarak, meşru müdafaa hakkımızı kullanıp ocak ayı içerisinde başlatmış olduğumuz “Zeytin Dalı” operasyonunda mart ayının ilk haftası itibari ile büyük diyebileceğimiz bir alanı kontrol altına aldık. Bu süreçte kayıplarda verdik ve hiç istemesek de vermeye devam edeceğiz. Çünkü bu topraklarda yaşamanın bedeli ağırdır. Ya canınızla ya malınızla ödemek durumunda kalabilirsiniz. Ancak korkum şu ki, Suriye içlerine doğru ilerledikçe hiç de hoşumuza gitmeyen durumlar ile karşılaşabiliriz. Kayıplarımız giderek artabilir. Çünkü karşımızdaki düşman oldukça derinlerde ve kendini gizlemeyi çok iyi biliyor. Sıkıştığı her anda en zehirli yılana bile sarılabilecek bir potansiyele sahip bir düşman bu. Amerika hafife alınabilecek bir düşman olmadığı gibi, dostluğundan ise her an şüphe edilmesi gerekir. Yoksa bir gün gelir aynı cephede savaştığımız adamları bile satın alabilir. Bu sürecin en kısa zamanda ve en az zayiat ile nihayete ermesini Yüce Rabbimden Niyaz ederim.
 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom