Ramazan Bayındır

Ramazan Bayındır

SAHİL, O GECE VE GÖNÜL...

Nereden yazdığımı biliyor musun?
Beraber en çok mutlu olup gökyüzüne var gücümüzle aşkımızı haykırdığımız o sahil  kasabası...
Denizdeki kumlar,okyanustaki sular,sahildeki martılar,sandallar,gökyüzünün mehtabı,adalar,dalgalar ve güneş ışıklarıyla bağ kurduğumuz yer var ya...
Sahilin hemen kıyısındaki bir cafede oturup  maviliğin manzarasına ve sıcak sohbetimize doyamadığımız günü unutmamışsındır umarım.
Ve birer fincan kahve eşliğinde...
Şu an Eylüldeyiz. Hüzün ve keder bulutları tüm benliğiyle sarmış burayı. Akşamlar artık serinliğini de koruyamıyor. Issız adaya dönüşmüş bu kasaba.
Sensizlikten...
Yaşadıklarımızı düşünüyorum bu sessiz ve sedasız kasabada. Sonra bir şeyler karalıyorum sana dair.
Bize dair...
Sadece kendi kırılganlığımı ve yalnızlığımı duyabiliyorum bu uğraksız yerde. Deniz kokularını dolduruyorum içimde. Derinden nefes egzersizi uyguluyorum. Sahil boyu ağlamaklı bir halde şarkılarla mırıldanıyorum kendime.
Maviliğe,martılara ve gökyüzüne...
Balıkçı tekneleri eylülün devingenliğinin içinden geçip gidiyor. İlginç sesler çıkaran sandallarıyla geçiyorlar gözümün önünden.
Dağların iniltisiyle müthiş sesler çıkaran kuşlara hüzünlü bir grafik çizerek bakıyorum.
Burada hayat çok yavaş akıyor. Sensizliği haykırırcasına.
Akşamüstü kalbimin en kör noktasına kadar iniyor kokun.
Ve anılarımız bir film şeridi gibi akıyor gözümün önünden.
Yıkılası ve aptalımsı bir gurur yüzünden birbirimizden geçip gidiyoruz.
Benden...Senden...

Bizden...
Bana aşık olduğunu itiraf ettiğin anı adım gibi hatırlıyorum.
O akşam en mutlu ve huzurlu günümdü. Kardeşimi doyasıya öpmüştüm. Annemi bırakamayacağım şekilde sarılmıştım. Babamla bile o akşam kırılganlığımızı gidermiştik.
Çok mutluydum...
Hiç yemek yemedim o akşam. Açlığımı hissetmiyordum.
Tüm anlarımı şapşal ve şaşkın bir tebessümle geçirmiştim. Yanı başımızdaki komşumuzun çocuklarına lolipop şekerler aldım.
Ablamın birkaç aylık çocuğunu defalarca sevinçten küçük ısırmalıklar atmıştım.
Sabaha kadar uyumadım...
Ertesi gün erkenden işe koyuldum. İşime inanılası çok güç bir enerjiyle sarılmıştım. Öğle arası ekip arkadaşlarıma yemek ısmarladım. Onlar da mutluluklarını kahve ile taçlandırdılar. Uykuyu görmeden geldiğim işe, hiçbir yorgunluk veya uykusuzluk sezmiyordum. Akşam eve dönerken otobüste biraz daldığımı fark ettim. Arabadan inince yağmur başlamıştı. Durak ile evimiz arasındaki mesafe pek fazla değildi. Bilerek şemsiyeyi açmayıp yağmurdan ve heyecandan ıslanmayı tercih ettim.
Eve biraz geç kalınca annemden şimşek hızıyla terlik yedim. Ancak aldırmadım, koşarak çocuklar gibi sarıldım anneme ve doyumsuzca yanaklarına busecikler serpmiştim.
Bana bunu sen vermiştin. Mutluluğu senle peydahlamıştık.
Bak, şimdilik eylül buralar. Yapayalnızım ve yalnızlığımı gülerek sınıyor hayat.
Yalnızlık ve hüzün iç içeler. Senin yerine ve tam karşımda oturmuşlar şu an.
Boğuşuyoruz ve bocalayıp duruyoruz.
Seni soruyorlar çaktırmadan. Terk edilmenin nasıl bir yenilgi olduğunu test ediyorlar.
Hem de benim üzerimden...
'Ölürüm de bırakmam seni.' Dediğin kişiyi ameliyathaneye yatırıp türlü duyguların ağırlığına ulaşmak için bir deney aracı olarak kullanıyorlar.
Yarı yolda bıraktığın 'Kader'inden...
Sonra seni soruyorlar. Nerede o diye?
Durumu anladıklarını bildiğim halde yalan söylemekten çekinmiyorum. Toz kondurmadım sana.
Gelemeyecek kadar yorgun deyip geçiştiriyorum.
Kıyamıyorum sana...
Sonra ansızın ve nedensiz boş yere çekip gittiğin o gece düşüyor aklıma. Bakışlarında var olan öfke ve kinle terk edişini hatırlıyorum istemsizce. Ellerine uzanıp kırılgan ve üşengen düşlerine uzanmak istiyorum.
Olmuyor...
Hızlıca çekiyorsun ellerini benden
Sonra ansızın bastıran o yağmur. Kahrolasıca bir araba hızlıca yanımızdan geçip ıslatıyor bizi.
Konuşmalarıma ile çıldırışlarıma aldırmayıp ve tersleyip serice yola koyulup gidiyorsun.
Peşinden koştuğumda hızlıca benden kaçışın. Nedenini bile açıklamamayışın.
Son bir hareketle kolundan tutup kendime çekiyorum seni.
Ve o söylediğin zehir gibi sözler...
Aman Allahım!
Sanki yeniden aynı cehennemi yaşıyordum.
Yüzünde karmakarışık izler uçuşuyordu. Ve gökyüzüne saplanarak kulağımı delen o sesin izdihamı hâlâ yankılanıyor kalbimde.
"GİT BENDEN."

Kalbime, şuuruma ve benliğime indirilmiş en büyük balyozdu o cümle.
Gönlüme bilinçlice vurulmuş en etkili darbeydi o an.
Hayal dünyamın dört köşesine vurulmuş prangaydı o ses.

Ve Marlynn Longston'un o meşhur sözü artık benim için sığınacak bir liman gibiydi.
"Vücudunuzda kırılacak 206 tane kemiğiniz varken, biri gelir kalbinizi kırar."

 

Bir gün sen de bunu tadacaksın emin ol. Birinin gönül dünyasının güzergahına dikenler atmak neymiş göreceksin.

 

Bekle... 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom