Şevket Başıbüyük

Şevket Başıbüyük

sbasibuyuk@hotmail.com

ÇINAR

“Çınar” sözcüğü sizlere neleri hatırlatır?

 

Tevfik Fikret’in “Çınar” adlı şiirini mi?

 

Hani okullarda bizlere ders olarak ezberletilen o meşhur şiir…

 

Tevfik Fikret, çınar adlı ünlü şiirini yazmakla ne murat etmişti bilmem ama bizim Orduzu’daki çınarı her gördüğümde, gayrı ihtiyarı Tevfik Fikret’in o meşhur “Çınar” adlı şiirin bazı mısraları aklıma gelir.

 

 “Enli, boylu, vakûr.  /eğilmemiş, mağrûr/ Koca bir gövde; belki altı asır,/Belki ondan da fazla, dalgın, ağır,/Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş”
 

Tevfik Fikret bu teşbihle belki de Osmanlı’yı anlattı ama bana göre bizim Orduzu’daki çınarı sanki tasvir ediyor…

 

Orduzu Çarşıbaşı’nda bulunan çınarı her gördüğümde ilkokul (ikinci, ya da üçüncü, belki de dördüncü, hatta beşinci sınıf bile olabilir) öğrencilik yıllarımı hatırım…

 

“İlkokul öğrenci” derken siz, sakın beni bir ilkokul öğrencisi gibi tasavvur etmeyiniz çünkü ben ilkokulu, bir ilkokul öğrencisinin bulunması gereken yaşta okumadım.

 

Şöyle tasavvur ediniz; önlük giyen bir delikanlı…

 

Hatta cübbe giyen avukatı ya da bir imamı…

 

İşte öyle bir önlüğüm vardı benim. O önlüğü, okul bitene kadar giyeyim diye babam bilinçli olarak birkaç numara büyüğünden almış…

 

Çınar’a gezmeye giderken sınıfça, benim üzerimde o malum önlük vardı.

 

Yani yoksulluk, biraz da görgüsüzlük; ‘Yeşilçam filmlerindeki aktrisler’ gibi…

 

 Doğrusu çınarı sevmiştim, hem çınarı hem çınarda yaşadıklarımı…

 

Çınar benim gözümde hâlâ yıllar öncesi çınar, daha doğrusu öyle biliyordum.

 

Aradan yıllar sonra yeniden aynı heyecanla Çınar’dayım…

 

Hani özlemişim de, hafızımda hâlâ el değmemiş bir mekân olarak bekliyordum lakin yanılmışım…

 

Çınar’ın bulunduğu mekân değişmişti. Daha önce patika bir yol şeklinde gidilen çınar yolu şimdi ‘NATO yolu’ gibi işlek.  Çevredeki yeşillikler bile eskisi gibi canlı ve albenili değil. Çınardaki çeşme de eskisi gibi akmıyor…

 

Koca çınarın köklerini bir serum gibi besleyen dere/çay bile değişmiş…

 

Pınar, çay, çınar yalnız değil tüm çevresi değişmiş, doğallığı kalmamış. Sanki bir hoyrat el girmiş yüreğini alıp götürüvermiş Çınar’ın. Daha önceleri pek bilinmeyen ve gizemliliğini koruyan çınarın mahremiyeti kalmamış, sırrı, gizemliği uçup gitmişti, tarumar edilmişti “Çınar” denilen mekân…

 

Çınar’ın bu halini görünce Tevfik Fikret gibi; “Söyle ey çınar, bağrın/Hangi odlarla yandı? Hangi siyah/Kurt içinden kemirdi? Hasta, tebâh,/Seni kim şimdi bağlayıp saracak?/Kim şifalar verip de kurtaracak?” haykırmak istedim…

 

Lakin haykıramadım, sustum…

 

Yıllar öncesi gibi üzerimde imam cübbesine benzeyen önlük yerine gayet çağdaş bir elbise vardı ama ben o zamanki kadar şen ve şakrak değilim şimdi. Daha doğrusu ben, o eski ‘BEN’, Çınar da o eski çınar değil; hayat; o eski hayat olmadığı gibi …

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom