Tuğçe Aytimur

Tuğçe Aytimur

NİHAYET!

 

 ‘Dünyanın konuştuğu ve yeryüzünün bütün yaratıklarının yürekleriyle anladıkları dilin en temel ve en yüce bölümünü anladı delikanlı’ Simyacı kitabından bir alıntı. Gel de sevgili okur anlamak üzerine konuşalım bu yazıda. Başta kendini anlamak gerek. Sonra gözünü başkasına çevirmek, çevreni anlamak, sonra doğayı, nihayetinde evreni… Bir adam düşün sevgili okur. Senin benim gibi. Farkı, yukarıda bahsedilen dili anlamış olması. Düşün ki ağacın birine sırtını dayamış. O sırada elmanın biri yere düşmüş. NİHAYET! Demiş adam. Uzun zamandır anlamaya çalıştığı bir şeyi nihayet anlamış… Başka bir adam ki çağlardan beri ismi yankılanıyor onunda. Kibarlığı, merhameti, eminliği… O da en zor zamanlarında, belki yardımcı olurlar diye bir seyahate çıkmış. Dost bildiklerine bir yolculuk… İstediğini elde edememiş. Yüreği hüznün yorgunu, bedeni dostlarının açtığı yaralarla dolu, sırtını bir ağaca dayamış. NİHAYET! Demiş daha sonra. Göklerle bağını koparmayışının getirisi: Huzurlu sonucu, nihayet onunla! Bir kadın düşün. Ömrünü DNA denen molekülleri izleyerek geçirmiş. NİHAYET!  Resmini çizebilmiş. Bulduğu sonucu kanıtlayamadan büyük bir bedel ödemiş. Resme karşılık: nefeslerini. Resmi elde edebilmek için radyasyonla çok vakit geçirmesi vücudunu yenik düşürmüş. Nihayet sonucu onunla, biliyor insanlık kıymetini… Sevgili okur! Tüm bu insanlar, dört duvardan sıyrılıp doğaya çevirmiş yüzünü. Sorgulamışlar bu gidişatı. Olayların nedenini, nasılını. Sakince kendine dönmenin yolu bu galiba. Kuşların sesi, yaprakların hışırtısında yürüyen bir böceğin adımları, denizin kıyıya vurup tekrar çekilmesi, çiçeklerin ışığa dönmeleri…

Doğanın dilinden anlamak.  Biraz bunu deneyince fark etim ki hiçbir ağaç kendini anlatmıyor. Ben böyle iyiyim diyor. Ve bildiğini okuyor. Yüreğinden geçeni doğru bilip onu yapıyor. Aslan timsaha gidip nasıl avlandığını anlatıp akıl danışmıyor. İç güdü denen şeye güveniyor, o yolu izliyor, nihayetinde akşam aç uyumuyor. Hiçbir çiçek ne zaman çiçek açsam diye bir başka çiçek dostuna sormuyor. Daha vakit var diyene de geç kaldın diyene de aldırmıyor. Gerekirse asfaltın içinden çıkarıyor gövdesini. Bilenler bilir bu aylar bitkilerin yaprak dökme zamanları. Benim fesleğenim ise yemyeşil duruyor. Hatta çiçek açmaya devam ediyor. Ne demeli şimdi ona? Sararıp, sol ve dök yapraklarını mı? Sizce böyle dersem dinler mi? Bir çiçek, sözlere aldırmayıp işine bakıyor da bir insan neden takılıp düşüyor dersiniz? Başka insanların sözüne inanıyoruz da bir çiçekten ders alamıyoruz. Denizin dalgaları; rüzgârın poyrazı. Ne kadar katı mizaçlılar değil mi? Hadi gidip dalgaların önünde durup ‘Bir göle dönüş. Biraz durul. Bak komşunun çocuğu ne kadar sakin. Biraz ders al.’ dersek ne tepki verirdi? Muhtemelen bir sonraki dalgası ile bizi sarsardı. Sen kendi işine bak bu benim bileceğim iş derdi yüzümüze tokat gibi, vurduğu dalgası ile.

O halde sevgili okur herkesin yüreğine kodlanmış hayat amacını bulması umudu ile bu yazıyı sonlandırıyorum. O kodları doğru okuyunca herkese kulakları kapayıp işlerimizi hallettikçe NİHAYET sonuçlarımızda bizimle oluyor. Bunun için doğaya bak. Kutup yıldızı yönünü gösterir. Sabah güneşin seni aydınlatır. İçine dön ve doğayı izle…

Yeryüzünün dilini anlamak temennisiyle vesselam!

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom