Mahkumiyetin Mahrum Çocukları

Anne Toprak Ne Demek?

Bu yazımda; konuşmayı ve emeklemeyi cezaevinde öğrenen, ilk doğum günü cezaevinde kutlanan, penceresi parmaklıklara açılan, manzarası dört köşe yüksek gri duvarlar olan, annelerinin işlediği suçun cezasını çekmek zorunda kalan ve tabiatı itibarıyla varlığına çözüm bulunamayan cezaevlerindeki 0-6 yaş grubu annesinin yanında kalan çocukların yaşantılarından bahsetmek istiyorum.

 

 

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 65. maddesi gereğince anneleri hükümlü olan, dışarıda korumasına bırakılacak kimsesi bulunmayan sıfır-altı yaş arasındaki çocuklar, annelerinin yanında cezaevinde kalabilmektedir. Bu düzenleme her ne kadar kulağa korkunç gelse de temelinde çocuğun “yüksek yararını” gözetmektedir. Peki nedir bu yüksek yarar? Bir çocuğu cezaevinde tutacak kadar önemli olan sebep ne olabilir? Cezaevinde annesinin yanında kalmasının çocuğa ne katkısı olacaktır? Bu soruların cevabını aradığımda, kendimi biranda yığınlarca makalenin ve sayısız kaynağın arasında buldum. Mantıklı bir açıklaması olmalıydı bu küçükleri parmaklıklar ardına itmenin. Ve sanırım buldum:

 

Bir çocuk için en büyük sorun, anne yoksunluğu… Annesinden uzakta büyümek zorunda kalan çocuklar açısından ne kadar iyi beslenme, barınma ve eğitim şartları sağlanırsa sağlansın, çocuğun gelişim süreci sekteye uğruyor. Çocuklarda ruhsal travmaya neden olan bu durum beraberinde fiziki olarak da etkisini göstermekte geç kalmıyor. Bu yoksunluk, Tıp biliminin bile açıklamaya yetemediği sorunları beraberinde getiriyor. Örneklemek gerekirse; adını pek de duymadığımız bir hastalıktan bahsetmek doğru olacaktır:

 

HOSPİTALİZM ya da diğer adıyla YUVA HASTALIĞI… Hastalığın mağdurları, anne sıcaklığından mahrum büyümek zorunda kalan çocuklar. Spıtz'ın yaptığı araştırmalarda, anne bakımından yoksun olarak büyüyen çocukların iyi beslenme ve bakılma koşullarına karşın, boylarının uzamadığı, kilolarının artmadığı, yürümelerinin, konuşmalarının, tuvalet eğitimlerinin eksik kaldığı saptanmıştır. (Ozturk, 1988) Yine anne kucağından ve şefkatinden mahrum büyümüş çocuklarda görülen karın şişliği hastalığının da izahı ancak psikolojik yetkinlik gerektiriyor.

 

Psikanaliz ekolunun kurucusu Freud, kişiliğin oluşumunda çocukluk yıllarının etkilerinden bahsetmiş ve annenin bu dönemlerde hem doyurucu hem de haz verici en temel kaynak olduğunu belirtmiştir.

 

Anne ile çocuk arasında kurulan duygusal ilişkilerin, tüm gelişimin temelini oluşturduğuna kanaat getiren Nietzsche "Anne şefkat ve bakımını veya onun yerini tutabilecek bir duygusal bağı bulamayan çocuk, dünyaya da bir giriş kapısı bulamaz" demektedir. (Akt, Özbek, 1971)

 

Bahsi geçen bu çocukların, böylesine derin travmalar yaşamaması ve gelişim sürecine anne faktörünü de dahil etmek adına, cezaevindeki annelerinin yanında kalmalarına izin veriliyor. Cezaevlerinde kalmasına izin verilen çocuklar bu anlatılanlar ışığında ihtiyaç duydukları anne bağlanmasını yaşıyorlar.

 

 Ancak her ne kadar annenin yanında kalması çocuğun “yüksek yararına” olsa ve tüm imkanlara sahip olsa da hiçbir cezaevi, çocuğun gelişim ve eğitimi için pek tabi ki uygun ortamlar değildir. Çevresel faktörler ve çocuğun yoksun kaldığı “dış ortam”,  gelecek dönemdeki davranışları ve düşünceleri üzerinde bizzat tesir etmektedir.

 

Çocuğun eylemlerle öğrenmelerinin artması, dili kullanarak çevreyle etkileşim kurması ve bu şekilde de öğrenmenin yaşam boyu devam ettiği düşünüldüğünde, cezaevi koşullarında yaşayan çocukların gelişimsel gecikmelerinin olabileceği beklenen bir durumdur. (Şahin öz, A., Küçük, N. S., Çakır, B. Ç., Uzun, A. K., & Durualp, E.,2019)

 

Cezaevinde güneşten uzak yaşamak zorunda kalan çocukların kemik gelişimlerinin akranlarına nazaran daha yavaş ilerlemesi, küçük yaşlarına rağmen sürekli yetişkinlerle aynı ortamda yaşaması, üst aramalarına çocukların da dahil edilmesi hatta bebek bezlerine kadar aranması, koğuşta tek çocuk olması durumunda yalnız bir çocukluk süreci geçirmesi, iletişim ve etkileşim kısıtlanması, aile ve yuva kavramını yaşayamaması, hayvanları tanıyamadan büyümesi, doğadan uzak kalmaları, etrafında suç işlemiş ve düşünce yapısı itibarıyla suça meyilli insanların olması, şiddete tanık olmaları, baba faktörü olmadan geçirilen bir süreci yaşamak zorunda kalmaları bu çocukları dezavantajlı hale getirmektedir.

 

Pek tabi ki burada büyümeye mecbur bırakılan çocuklar açısından düşünüldüğünde; sunulacak hiçbir imkan özgürlüğünün yerini tutmayacaktır. Fakat bununla birlikte devlet, bu çocukların tüm ihtiyaçlarını imkanlar dahilinde illere göre değişkenlik gösterecek şekilde karşılamaktadır.

 

Kadın cezaevi olarak tasarlanan ve bu minvalde açılışı yapılan cezaevleri, çocuklar açısından diğerlerine nazaran daha fazla imkanları barındırmaktadır. Bu çocukları konu edinen uygulamaların küçük bir kısmı mevzuatla (yönetmeliklerle) düzenlenirken çoğunluğu ise artık gelenek haline gelmiştir. Fiziki koşulların durumuna göre sunulan imkanlara örnek olarak; bilgisayar odaları, oyun odaları, mahkumlara nazaran daha fazla yemek istihkakları, spor alanları, halk eğitimi hocalarının, psikolog, sosyolog ve kurum öğretmenlerinin bulunduğu kreşler (3 yaş ve üstü için), 7-24 ücretsiz sağlık hizmetleri, beslenme uzmanlarının eşliğinde sürekli takip edilen gıda tüketimi, yine emziren anneler için normal mahkumlara nazaran daha fazla yemek istihkakları, oyun parkları örnek verilebilir. Ayrıca bu çocuklar annesinin iznine ve talebine bağlı olarak cezaevi dışarısında bulunan akraba yahut diğer 3. kişilere bırakılabilmektedir.

 

 

Zannımca sunulan bunca imkana rağmen çözümsüz gibi görünen bu durum ülkemizin en öncelikli konularındandır. Sayıları 780’i geçen (https://www.gercekgundem.com/guncel/177040/06-yas-arasi-780-cocuk-halen-cezaevinde) bu çocuklar, bir an önce etkili bir çözüm beklemektedirler. Bu çocukların kaderleri annelerinin mahkumiyeti olmamalıdır.

 

Bu konudaki çalışmalar, çözümün ne yazık ki sadece cezaevi koşullarını ve imkanlarını daha da geliştirmek olduğunu gösteriyor. Annesinden ayrıldığı takdirde daha büyük sorunların yaşanması, bu görüşü haklı kılıyor.

 

Yazımın başlığı Feray ARTAR hocamın da izniyle kendi makalesinden alınmıştır.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.